Aralık 4, 2017

Kumar Bağımlılığı

Kumar bağımlılığı ya da patolojik bir şekilde kumar oynama, ciddi bir hastalıktır. Kişinin ruhsal yapısını bozmakla kalmayıp, aile, iş ve sosyal hayatında da yıkıcı etkilere yol açmaktadır. Kişi planladığından daha çok oynuyor, son kuruşunu kaybedene kadar pes etmiyor, uyku düzenini bozuyor, ödemelerini yapamıyor, kumarı bırakmak için sonuç vermeyen birçok girişimde bulunuyor, kumar oynamak için kredi çekiyor ya da borç para alıyor, kumardan sonra vicdan azabı hissedip kimi zaman da tüm dertlerinden kurtulmak gayesiyle intihar etmek üzerinde düşünüyorsa patolojik bir kumar bağımlılığından rahatlıkla söz edilebilir. Üstelik tüm bunlardan yalnızca bir tanesi bile kumar bağımlılığına işaret ediyor olabilir.

Kumar ‘modern’ insan ile ortaya çıkmış ve yayılmış bir bağımlılık türü değildir. Binlerce yıllık bir geçmişe dayanır ve insan topluluğunun olduğu her yerde kendine yer bulur.  Kadim medeniyetlerin hakikat kitaplarında dahi bahse konu olmuş ve tahrip gücü çok yüksek bir bağımlılık olduğu üzerinde durulmuştur. Son birkaç on yıldır ise kumara erişim imkanları artmış, devletler kumarı yüksek düzeyde bir gelir kapısı olarak görmüş ve ‘kontrollü’ bir biçimde kumarhanelerin açılmasını teşvik etmişlerdir. Üstelik, kumar bahis ve şans oyunları altında doğrudan devlet tarafından oynatılmaya başlanmıştır.

Patolojik kumar bağımlılığının sebepleri tam olarak bilinmemektedir. Diğer bazı bağımlılık türleri gibi kumar da nöro-kimyasal, kalıtsal ve çevresel faktörler ışığında anlaşılabilir. Kapsamlı bir görüş açısı elde etmek ve meseleyi daha iyi irdeleyebilmek için öncelikle insan davranışının arkasında yatan saikleri anlamaya çalışmak gerekmektedir. İnsan ve davranışı girdi –input- ve çıktı –output- ekseninde değerlendirilip,  bilişsel sürecin kendisi görmezden gelinirse kumar salt bir davranışsal –behavioral– bağımlılık/bozukluk olarak adlandırılabilir. İnsan, davranışlarını acıdan kaçınmak ve hazza ulaşmak üzere kodlamıştır.-pain and pleasure-. Her zaman belirli bir rasyonalite ile hareket edemese de hayatını bu temel ilke üzerinden sürdürmeye gayret eder. Bağımlılık davranışı da hazzı artırmak veya rahatsız edici düşüncelerden uzaklaşmak için ilk aşamada biçilmiş kaftan gibi görünür. Kısa vadeli ve anlık hazlar üretir ve kişiyi kolaylıkla içinde bulunduğu realiteden çekip çıkararak belirli bir süreliğine daha konforlu hissedeceği bir ‘realiteye’ taşır.  Fakat orta ve uzun vadede gelişen tolerans ile birlikte bağımlılığın yıkıcı etkileri yavaş yavaş ortaya çıkar.

Kumar bağımlılığı dürtü kontrolü ile yakından ilişkilidir. Ayrıca ikiz kardeşler –twin studies- ile yapılan çalışmalarda da genetik olarak kumara karşı bir yatkınlığın varlığı da ortaya konmuştur. Aynı zamanda nöro-kimyasal açıdan da dopamin ve serotonin nörotransmiterlerinin işlevselliğinde ortaya çıkan bazı sorunlar kişinin kumar bağımlısı olmasına yol açabilmektedir. Buna ek olarak, karar alma mekanizmasını işletirken risk almaya daha meyilli olan kişilerde testosteron hormonunun daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. (Ferrari, 2004). Risk almanın kumar oyuncuları için daha kolay olduğu göz önünde bulundurulursa hormonel yapının kumar baımlılığı üzerindeki etkileri daha iyi anlaşılabilir. Para kazanma arzusunun kişiyi kumara iten önemli bir motivasyon aracı olduğu düşünülür. Evrimsel psikoloji açısından da kumar bir uyumsuz davranış olarak gösterilebilir –maladaptive behaviour– . Kaynaklarını kaybetmek istemeyen insan elindekileri korumak için güçlü bir arzu duyar.  Buna rağmen belirsizliğin hüküm sürdüğü ve elindekileri kaybetme olasılığı hayli yüksek olan bir faaliyet yani kumardan da vazgeçmez. Kumarın evrimsel olarak kaynağını anlayabilmek için Anselme ve Robinson (2013) tarafından What motivates gambling behaviour? Insight into dopamine’s role isimli çalışmaya başvurulabilir. Ayrıca, Freud tarafından ortaya atılan ‘ölüm içgüdüsü’, –death instinct- bağımlılık çalışmalarında nedenselliği ortaya koyabilmek için incelenebilecek alternatif bir teori olarak durmaktadır. Kişinin iki temel içgüdüsü olduğunu söyleyen Freud –yaşam ve ölüm–  bu içgüdülerin birbiriyle çok yakından ilişkili olduğunu ve kişinin bu iki temel içgüdü arasında bocaladığını belirtmiştir. Bu yüzden de kumar ve diğer bağımlılık türlerinin ölüm ve yaşam içgüdüleri arasındaki ince çizgiyle sürükli oynadığını görebiliriz. Kişinin kendine zarar veren bir davranışı –kumar, alkol ya da sigara- mütemadiyen sürdürmesinin ölüm içgüdüsü ile yakından bağlantılı olduğu düşünülebilir. Freud tarafından ortaya atılan bu teori o dönem şartları ile beynin yapısı ve fonksiyonları hakkında bilinenlerin günümüze göre çok daha az oluşu unutulmadan değerlendirilmelidir.

Kişinin çevresinde kumar oynamak için ideal bir ortam var, kumara erişim kolay, ve kumar oynaması herhangi bir sorun teşkil etmiyorsa durum daha da riskli bir hal alabilir. Sıkıcı bir hayat süren, risk almak ve hayatına bir ‘canlılık’ katmak isteyen kişiler kumara daha yatkındır. Dürtüsellik, heyecan arayışı durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale getirebilir. Genetik anormallikler ve anti-sosyal davranışlar da kişinin kumara daha yatkın olmasına yol açabilmektedir.Kumar bağımlılığından kurtulmak isteyen kişi için psikoterapi uygulanmalıdır. Kumar bağımlılığı hem davranışsal gem de zihinsel bir bağımlılık olduğu için alanında yetkin uzmanlar tarafından bilişsel davranışcı yöntem takip edilerek tedavi sürecine başlanabilir. Kişide kumara bırakmaya yönelik bir motivasyon oluşturulur ve durumun farkında olması farkındalık terapisi uygulanabilir. Ayrıca eklektik bir çözüm için ilaç tedavisi de uygulanmalıdır. Bağımlının ailesinde veya  yakın çevresinde de bağımlıya nasıl yaklaşmaları konusunda bir farkındalık uyandırılmalı ve birtakım pratik bilgiler verilmelidir.  Tıpkı Adsız Alkolikler gibi kumar için de Adsız Kumarbazlar  şeklinde bir çalışma yürütülebilir ve bağımlılığa karşı ortak bir çözüm üretmek için çaba gösterilebilir.