Aralık 3, 2017

Bipolar Bozukluk

BİPOLAR BOZUKLUK NEDİR?

Bipolar bozukluk, veya bir diğer deyişle manik depresyon, iki farklı hastalık dönemiyle karakterize olan bir duygudurum bozukluğudur. Bahsettiğimiz bu hastalık dönemleri mani ve depresyondur. Örneğin, Mani dönemi kişinin kendini çok ‘yukarda’ hissettiği uzayan bir keyifli olma halinde olduğu dönemdir. Bu dönemde kişide uyku ihtiyacı azalır, çok çabuk sinirlenir, birçok uyarıcıya aşırı duyarlı hale gelir, düşünceleri çok hızlı akar, kendini çok büyük, güçlü veya önemli biri olarak görür, mantıklı kararlar veremez ve cinsel açıdan çok fazla istek duyar. Hipomani dediğimiz dönem ise mani dönemindeki saydığımız bu belirtilerin daha hafif bir şekilde yaşandığı ve belirtilerin nispeten daha kısa sürdüğü dönemdir.

Depresyon döneminde ise kişi, kendini çökkün hisseder ve daha önceden yaptığı aktivitelerden artık keyif alamaz. Ayrıca çökmüş bir haldedir ve gergin bir ruhsal duruma sahiptir. Uyku sorunları bu dönemde de baş gösterir. Kişi günlerce yataktan çıkmayabilir ve saatlerce uyuyabilir. Kendini değersiz ve umutsuz hisseder. Cinsel isteği azalmıştır. Bir işe veya herhangi bir konuya odaklanma sorunu yaşar. İntihar girişimleri veya girişim olmasa bile intihar etmeye yönelik düşünceleri vardır. Karışık Dönem diye adlandırdığımız dönemde ise aynı gün içinde mani ve depresyon birlikte görülebilir. Bu dönemler, ani değişimlerle kendini gösterir. Mani ve depresyonun şiddeti kişiden kişiye göre değişebilir ve bu dönemler kişinin duygu, düşünce ve davranışlarını oldukça ciddi şekilde etkiler. Şiddeti kadar atak dönemlerinin sıklığı da kişiden kişiye göre değişkenlik gösteren bir durumdur. Örneğin bazı bipolar hastaları şiddetli bir mani atağından sonra birkaç kez depresyon atağı geçirebilir.

Bipolar bozukluk, her  100 insandan birinde görülür. Kadın veya erkeklerde görülme sıklığı birbirine benzerdir. Bipolar bozukluğa sahip bireylerin beyinlerinde yapılan bazı incelemelerde bazı kimyasalların dengesiz miktarda salgılandığı görülmüştür ve bu durumun kişilerde mani veya depresyon atakları yaşanmasına sebep olabileceği varsayılmıştır.

Bipolar bozukluğa sebep olan faktörler henüz kesin olarak bilinmemektedir ancak bir bireyin bipolar bozukluk tanısı alabilmesi için birçok durumun bir araya gelmesi ve bozukluğu oluşturması gerekmektedir. Bu tetikleyici durumlar; beyindeki kimyasal dengesizlikler, genetik aktarım ve tetikleyici faktörler olarak bilinmektedir. Bipolar bozukluğun beyindeki kimyasal dengesizliklerin sonucu gelişebildiği bilinmektedir. Beynin fonksiyonlarını kontrol eden kimyasal maddelere nörotransmiter denir. Bir veya daha çok nörotransmiterde bir anormallik varsa, bipolar bozukluk belirtileri gelişebilir. Buna ek olarak, Bipolar bozukluğun genetik aktarımla da ciddi bir bağı olduğu düşünülmektedir. Kişinin ailesindeki birinci derece akrabalardan genetik geçiş ile bipolar bozukluk edinme riski mevcuttur. Anne, baba veya kardeşte bipolar bozukluk var ise kişinin de bir ruh sağlığı uzmanı ile görüşmesi önerilmektedir. Ayrıca, bipolar bozukluğu sadece bir gen sebep olmaz. Bunun yerine, bazı genetik ve çevresel faktörler bipolar bozukluk tetikleyicisi görevi görür. Yaşanan travmatik bazı olaylar ve stres yaratan bazı koşullar önemli bipolar bozukluk tetikleyicilerini oluşturur.  Değer verilen bir birlikteliğin bitmesi, fiziksel, cinsel veya duygusal istismar, yakın bir aile üyesinin veya çok sevilen bir arkadaşın vefatı veya beyin travmaları da bipolar bozukluğu tetikleyebilir. Bu türde kişinin hayatını değiştiren olaylar, bir insanın hayatında herhangi bir zamanda depresyon dönemlerine neden olabilir.

BİPOLAR BOZUKLUK TEDAVİSİ

Bipolar bozukluk tedavisinde ilk uygulanan ilaç tedavisidir. Buna ek olarak psikososyal tedaviler de hastaların tedavide başarı oranlarını arttırmaktadır. Bipolar bozukluk tedavisinde kullanılan ilaçları tanıyalım:

Duygudurum Düzenleyiciler: Bu ilaç grubu, mani ve depresyon ataklarının ilerleme olasılığını düşürür ve bipolar bozuklukta ilaç olarak ilk seçenektir. Bu gruba ait ilaçlar, kişiye koruyucu tedavi olarak verilir. Koruyucu olarak verilme sebebi ise bu ilaçların duygudurum değişimlerini düzenlemesi ancak sebebi ortadan kaldırmamasıdır. Bu noktada unutulmaması gereken şey, kişinin kendisini iyi hissetmesi halinde bu ilaçları almayı kesebileceği anlamına gelmez, sadece tedavinin kişiyi durağan hale getirdiğini gösterir. En yaygın duygudurum düzenleyiciler, lityum karbonat, sodyum valproat ve lamotrijindir.

Antidepresanlar: Duygudurum düzenleyiciler ile birlikte akut, sürdürme veya koruyucu dönemlerde kullanılır. Antidepresanların etkileri genel olarak birkaç hafta içinde ortaya çıkar, bu noktada kullanan kişilerin kullanmaya başladıkları gibi etki görememeleri olasıdır. Ayrıca hangi antidepresanın kişide kullanılacağına da ortaya çıkabilecek yan etkilere göre karar verilebilir. En yaygın antidepresan türleri Seçici Serotonin Gerialım İnhibitörleri (Fluoksetin, Paroksetin, Sertralin) ve Serotonin-Noradrenalin Gerialım İnhibitörleridir (Venlafaksin, Duloksetin). Antidepresanların yan etkileri birbirinden farklıdır ve türlerine göre de farklılık göstermektedir.  Bu yan etkiler sıklıkla ya tedavi sürecinin henüz başlangıcında ya da kullanım dozu yükseltildiğinde ortaya çıkabilir. Cinsel sorunlar ve uyku sorunları hem depresyonda hem de bazı antidepresanların yan etkileri olarak görülebilir ve uzmanlar tarafından dahi karıştırılabilir. Burada önemli olan nokta, kişinin antidepresanların yan etkilerini kendi depresif belirtilerinden ayırt etmesidir. Biz bu durumu danışanlarımıza ilacı almaya başlamadan önce psikiyatristleri ile konuşmalarını mutlaka tavsiye etmekteyiz.

Antipsikotikler: Bu gruptaki ilaçlar, bipolar bozukluk tedavisinin akut evresinde ve daha sonraki dönemlerinde de kullanılabilir. Duygudurum düzenleyiciler ile birlikte sanrı, varsanı, dürtüsel davranışlar ve öfkeyi kontrol altına almak için kullanılırlar. İki çeşit antipsikotik ilaç vardır. Atipik antipsikotikler (Ketiapin, Olanzapin) ve Tipik antipsikotikler (Klorpromazin, Haloperidol). Tipik antipsikotiklerin yan etkilerinden bazılarını saymak gerekirse, kişinin kilo alımı, baş dönmesi, uyuşukluk hali, ağız kuruluğu, mide sorunları ve kabızlık görülebilir. Saydığımız yan etkiler psikiyatrist tarafından verilen ve yeterli olan en düşük dozu kullandığında azalabilir. Bu ilaçları kullanırken kilosunu, tansiyon ve şeker değerlerini ve kolestrolünü düzenli olarak ölçtürmesi ve doktoruna bilgi vermesi kişiye yardımcı olacaktır.

Benzodiazepinler uyku konusunda yardımcı olan, psikomotor ajitasyonu azaltan, fikir uçuşmasını ve durdurulamayan konuşmayı yavaşlatabilen ilaç türüdür. Bağımlılık yapabileceği için yalnızca kısa süreyle kullanılmaktadır. Baş dönmesi, uyuşukluk ve akşamdan kalma hissi benzodiazepinlerin bazı bilenen yan etkilerindendir.

Bipolar bozukluk tedavisi için etkin tıbbi metodlar olmasına rağmen, birçok hasta nüksü yaşamaktadır. İlaçların düzensiz şekilde alınması, alkol ve uyuşturucu kullanımı, aşırı stres ve düşük işlevsellik düzeyi nüksün önemli nedenleri arasındadır. Bu nedenlerden dolayı ruh sağlığı uzmanları, hayat kalitesini arttırabilmek için ilaç tedavisine ek olarak psikoterapinin önemini kavramış ve uygulamaya koymuşlardır.

Psikososyal tedavilerde asıl amaç, bireyin bipolar bozukluk kavramını iyi bir şekilde anlamasını sağlamak, atakların geldiğini gösteren alarm sinyallerinin ve atakları tetikleyen şeylerin farkına varmasını sağlamak ve tekrarı önleme için acil durum planı hazırlamasını sağlamaktır. Örneğin, Bilişsel Davranışçı Terapi sayesinde birey, gündelik stres faktörleriyle mücadele konusunda rahatlar. Ayrıca bireye kendi düşüncelerini, duygudurumunu ve aktivitelerini izlemesini ve düzenlemesini hedefler.

Bipolar Bozuklukta uyku sorunları oldukça sık görülür. Bununla başa çıkabilmek için neler yapmalıyız?

  • Her gün aynı saatte yatağa girilmeli ve aynı saatte yataktan kalkılmalıdır.
  • Gün içindeki uykudan uzak durulmalıdır ki kişinin gece uykusu kaçmasın
  • Uykuyu bölebilecek faktörler minimuma indirilmelidir.
  • Aşırı uyarıcı şeylerden kaçınılmalıdır. (Yatağa gitmeden önce egzersiz yapmamak, teknolojik aletlerden uzak durmak vb.)
  • Birey yatağa girdikten sonra düşüncelerin uzun süre beynimizi işgal etmesine izin vermemeliyiz. (Rahatlama çalışmaları yapılabilir.)